Web sitemiz artık 4 yaşında. Köyümüzün ve köylümüzün sesi olan harakali.com yeni yüzüyle sizlere hizmet etmeye devam ediyor.  
   
 
 

Köşe Yazıları

 HAC MUKADDES ÇAĞRIYA İCABET  

 

Geri Dön

BAYRAM BAYRAM GİBİ KUTLANMALI07 Eylül 2010
     
   
Okunma  Yazar : İHSAN BÜLBÜL
Yorumlar  Yorum Sayısı : 3
Okunma  Okunma : 484
Tarih  Tarih : 29 Kasım 2009, 19:39

Bu sene de  Hz. İbrahim (a.s.) ın  Allah adına yaptığı daveti duyup,”İşittik ve itaat ettik” diyen  sevgili kullarına, Canab-ı Hak mübarek bir sefer nasip edecek. Keşke onların yerinde olabilseydik . Bir bölümü de daveti duyduğu halde, dünyanın ayaklarına dolanması sebebiyle bu yıl da icabet edemeyecek. Bunların bir bölümü ebediyen fırsatı kaçıracak, hayatının sonuna kadar o mübarek beldeleri ziyaret edemeyecekler.

         Baba oğul iki peygamber Allah’ın emrini yerine getirmek için şevk ve muhabbetle çalışıyorlardı. İsmail (a.s.) taş taşıyor, babası İbrahim (a.s.) da ilk peygamber Adem (a.s.) ın kurduğu temeller üzerine Kabe’nin duvarlarını yükseltiyordu.

         İnşaat bitince, Cenab-ı Hak Hz İbrahim’e bütün insanları haccetmek üzere davet etmesini emretti .(Hac,27-29) Hz İbrahim “Ya Rab! Benin sesimi kim duyar ki ?” dedi Cenab-ı Hak “sen davet et duyurmak bana ait “ buyurdu. Hz İbrahim Ebu Kubeyis dağına çıkıp dört bir yana “Ey insanlar! Bu kadim beyti (Kabey’yi ) hac ve ziyaret size farz kılındı” diye seslendi.

         Bu sesi yerle gök arasında, ruhlar aleminde, annelerin rahminde, babaların sulbünde bulunan insanlar işiterek “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk:  Buyur Allah ‘ım emrine amadeyim” diye cevap verdiler.

         Sevilen Misafir Edilir

         İşte bu davet vaktinden kıyamete kadar Kabe’yi ziyaret edenler, Hz İbrahim’in davetine “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” diye cevap verenlerdir. Bunlar Allah’ın sevdiği seçilmiş kullardır. O sevmediği kullarını evinde misafir etmez. Ancak bir hikmet ve imtihan için olursa o müstesna.

         Ruhu’l Beyan tefsirinde anlatıldığına göre, Ali bin Muvaffak ismindeki alim ve veli zata altmış kere hacca gitmek nasip olmuştu. Bir keresinde Kabe’de Hicr bölgesinde,”Defalarca Beytullah’ı ziyaret ettim ama yaptığım haclar kabul oldu mu?” diye düşünürken, orada uyuya kaldı. Rüyasında bir ses:”Ey Ali sen sevdiklerinden başkasını evine davet eder misin?” diye seslendi. Sevinçle yerinden kalkan İbn-i Muvaffak Hacıların Allah’ın seçip davet ettiği sevgili kulları olduğuna kanaat getirerek huzur buldu.

         Allah’ın üzerimizdeki hakkı

         Allah’u Teala; Akil baliğ hür, maddi ve bedeni gücü yerinde olan bütün Müslümanlara haccı farz kılmıştır. İslam ülkesinde yaşayan Müslümanların bu farziyeti bilmemesi mazeret sayılmaz. Ancak yol güvenliği olmayan hasta olan müminler, yanında eşi veya mahremi bulunmayanlar hacdan muaf olabilirler. Kur’an-ı Kerim’de: “Oraya gitmeye gücü yetenlerin Kabe’yi ziyaret etmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır”(Ali İmran,97)buyrulmaktadır.

         Hacca gitme imkânı na kavuştuğu halde sürekli tehir eden ve sonunda vazifesini yapmadan ölen bir Müslüman, Allah’u Teâlâ’ya isyan ile ölmüş olur. O yüzden Hz peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz: “Haccetmek isteyen (üzerine Hac farz olan) acele etsin. Zira sizden kimse,hastalanacak mı,fakir mi düşecek, başına ne geleceğini bilemez” (Ebu Davud) buyrulmaktadır. Başka bir hadis-i şerif de ise “Bir kimseyi hastalık, açlık bir ihtiyaç, bir sıkıntı veya zalim bir sultan alıkoymadığı halde hac yapmazsa ister Yahudi, isterse Hıristiyan olarak ölsün!”(Neylü’Evtar)

              Beyaz üniforma ve cennet kokusu

         Rabbi’nin huzuruna sade, hilesiz, rütbesiz acz ve kusurla çıkacak müminler, önce bölük bölük  toplanırlar. Abdest alıp Kefenlerinin provasını yaparcasına, tertemiz bembeyaz üniformalarını vücutlarına saracaklar. O üniformanın içinde zenginle fakir, kralla dilenci bir olacak. Bütün sahte benlikler atılacak. Gözlerde yaş, gönüllerde heyecan, dillerde tekbir, telbiye ve iniltiler birbirine karışacak. Bütün vadi ve sokaklarıyla Mekke-i Mükerreme’de toplanacak. Beyaz kelebekler gibi tek bir hedefe sel gibi akan bu mahşeri topluluk, aralarındaki meleklerin, velilerin nebilerin ruhaniyetiyle başka bir boyuta yükselecek.”Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” nidaları arşa doğru yükselirken Allah Rasulü’nün mübarek tebciliyle yeryüzünün her noktasında taş, toprak, ağaç bütün varlıklar bu tel biyeye iştirak edecekler.(Tirmizi)

         Hacılar anlatırlar. Cennetlerden esip gelen, bütün Mekke’nin ufuklarını saran ve Kabe’ ye yaklaştıkça da insanı mest edip bayıltan, hakikate açık gönüllerin aldığı o Beytullah’ın nisbet kokusu... Sanki cennet bir adım öte de… Uhud’ da şehit olup cennete kanatlanmak için birbiriyle yarışan sahabe-i kiramın sözü kulağımızda çınlıyor:”Vallahi Uhud’ da cennetin kokusunu alıyorum.” Bu havayı teneffüs ettikçe, onların niçin bu kadar cennete iştiyak duyduklarını anlamak daha kolay oluyor.

         Emin belde ve siyah inci

         Mekke… Harem sınırları dahilin de dokunulmaz belde. Yüzlerce Nebi ’inin mübarek bedenlerini sinesinde barındıran kudsi şehir. Canlı ve cansız her varlığı ile hürmete layık. Otunu dahi koparamazsınız. Karıncanın yolunu bile değiştiremezsiniz. O beyaz üniforma ihramın içinde siz de hürmete layıksınız. Saçlarınızdan, sakalınızdan, vücudunuzdan bir zerre koparamazsınız. Babanızın katili olsa, kimseye kem söz söyleyemezsiniz. Orası emin belde.

         Kızgın güneşin altında kızılımsı siyah renge dönüşen dağların ve tepelerin kucağında kafileler halinde akıp giderken, gözleriniz hep siyah inciyi arar. Kürre’i arzın kalbi, kâinatın ilk mescidi tepeler arasında ustaca gizlenmiştir. Nihayet yıllarca hasretle beklediğiniz an gelmiştir. İhramınızın ayaklarınıza dolandığına, terliklerinizin ayaklarınızdan fırladığına kavuran sıcağın, beyninizi kaynattığına aldırış etmeden caddelerde uçarsınız. Kalabalık yollar, dükkânlar arasında göklere yükselen misk kokularını içiniz çekerek “Lebbeyk “diyerek koşarsınız.

         Yaşlı ve hasta bir kadın vardı. Ayakta durmaya takati kalmamıştı. Sözleri hala kulaklarımızda çınlıyor. Gözyaşları içinde şöyle diyordu :”Götürün beni Kâbe’de öleyim” işte Kâbe bu! Aşkı, sevgisi her şeyi unutturan..

         Babu’s Selamdan (Selam Kapısı)içeri süzülüp biraz ilerlediğinizde, o muhteşem an gelmiştir. İşte Allah’ın evi bütün mehabetiyle karşınızda… Hacılar bembeyaz ihramlarıyla küçük bir kâinat gibi dönerek akıp gidiyor. Elektronların çekirdek etrafında dönmesi gibi, iç içe kümeler halinde her şey yüzüyor. Allah’ı zikredenlerin velvelesi birbirine karışıp Arş’a yükseliyor. Kimileri Kâbe’nin örtüsüne yapışmış iniltilerle ağlıyor. Kimileri rükû ediyor, kimileri secde… Duaların bin bir çeşidi dillerde, gönüllerde…

         Ey Efendimin Dedesi! Hani sormuştun, benim davetimi kim duyar diye.  İşte biz duyduk, Lebbeyk dedik. Çoluk-çocuğumuzu işimizi aşımızı benliğimizi, her şeyimizi geride bıraktık ve davetine koştuk. Zaman seni ve senin davetini sinelerimizde eskitemedi. Heyecanımızı eritemedi. Huzurlu ol ve merhamet buyurup bizsi unutma…

         Ziyaretinizi tamamlayıp memleketinize döndüğünüzde... Bütün o mübarek hatıralar gözünüzde tüllenip durur. Her an oraların hasretiyle yanıp kavrulmaya başlarsınız. O mübarek mekânlara kiminle gittiğiniz çok önemlidir. Halden edepten anlayan, tasavvuf terbiyesi görmüş mana dostlarıyla gitmek hiç şüphesiz çok farklıdır. Aksi halde kar yerine zararla bile dönülebilir.

         Biz imtihan etmeye değil, imtihan vermeye gidiyoruz. Biz Mekke sokaklarını değil, Allah’ın evini ziyarete gidiyoruz. Biz her hangi birine değil; Allah ve Resulü’ne yedi buçuk milyar insan arasından seçilmiş, elçi ve misafir gidiyoruz iyi düşün?  Ve mesuliyetinin idrakine var ey! Hacı kardeşim…

         Değerli kardeşlerim; Hac konusunda ne kadar yazsam duygularımı ifade etmem mümkün değil. Daha sonraki yazılarımızda Hac anılarımızı sizlerle paylaşmak isterim.               

         Yüce Allah Hacılarımızın haclarını kabul ve kolay eylesin. Köyümüzde yaşayan kardeşlerimizin ve İslam aleminin bayramını mübarek olsun.

         Allah’a emanet olun

          SAYGILARIMLA, İhsan BÜLBÜL

Yazdırılabilir Sayfa Yazdır | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 3 yorum yazılmıştır.

leyla [ 23 Aralık 2009, 21:20 ]
Köyümüzün iftihar tablosu değerli başkanım.Köyümüze inasanlarımıza yapmış oldugun yardımlar hiçte küçümsenecek gibi değil. Ama   siz bunları hep gizli yapyorsunuz. başkaları olsa bunları ayuka çıkarır oysa siz hep mütevazi kalıyorsununz.sizi güzel kılanda bu yanınız olsa gerek.Yazılarınızın ve başarılarınızın devamını temenli ediyoruz.Kalin salıcakla
HAMZA [ 14 Aralık 2009, 19:26 ]
Saygı değer başkanım köyümüzden ilk kez bir sendika başkanı seçildin.Bizleri ve üyelerini hakkıyla temsil etin.Türkiye genelinde iki kez başarılı başkan olarak seçildin.Ama o mutevazi halinden hiç birşey eksiltmedin.Yine gariban yine çilekeş içimizden birisin.Bu güzel yazılrınla nasihatlerinle bizleri aydınlatıyorsun.Seni seviyoruz,destekliyoruz yazılarının ve nasıhatlerinin devamını bekliyoruz.Allah'a emanet    olunuz...
meryem [ 03 Aralık 2009, 22:36 ]
canım dayıcım
öyle güzel yazılar yazıyosunki, ne okumaya doyabiliyorum, ne de yanı başımdayken seni dinlemeye...özledik çok.

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

Bu Yazarın Önceki Yazıları

 

Harakali.com 2009 - Tüm Hakları Saklıdır